KEDİLER

kedi 1 Kediler çocukluğumun anı tarihine karaya çalan bir kedinin incitmesiyle girmişlerdir. Çocukluğumun ilk anıları arasında bir sokak kedisinin; babamın bana armağanı olan narin tavşanımı kapıp boğazlaması ile yerini alır. Bu çocukluk incinmemden ötürüdür ki uzun yıllar kedilere karşı hep mesafeli yaklaştım. Ta ki Kemal BURKAY’ ın
‘’…Tut ki karnım acıktı, anneme küstüm
Tüm şehir bana küskün
Bir kedim bile yok anlıyor musun
İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse’’
‘Gülümse’ şiirindeki kedilerinde kişisel yalnızlığa çare olabileceğini, gülümsetebileceğini anlayana kadar…
Yaygın görüşlere göre kedilerin evcilleşme süreci tarım toplumunun gelişimi ile birlikte elde edilen artı ürünün lüksü olarak evlere girmişlerdir. Evcileşmelerinden itibaren ev hanesinden bir birey olarak; her biri ayrı bir şahsiyet karakterini barındırırlar. Araştırmalar, kedi sahiplerinin zaten bildiği bir bilgiyi doğruladı: İnsanları bir kenara bırakırsak, kedilerin kişilik farklılıkları, yeryüzündeki diğer tüm hayvanlardan daha geniş bir yelpazede çeşitlilik gösterirler.
Evcilleştirilmiş hayvanlar arasında kendi kendilerine yaşayabilen getirildikleri ortamdaki yabani hayvanlar ile rekabet edebilen ve bu özellikleriyle “yabani yaşama geri dönebilme”(feral) ayrıcalığına sahip hayvanlar olarak, yalnızca kediler ve domuzlardır. Evcilleştirilmiş kedilerden o çağlarda herhangi bir yarar veya ekonomik değer elde edildiği düşünülmüyor. Evcil kedi cinsinin birbirinden bağımsız olarak,  Felis silvestris ile Palas, orman veya kum kedilerinin çiftleştirilmesi ile ortaya çıktığını kabul edilir.

KEDİLER VE İNSANLAR

Kedi ve köpeklerin evcilleştirilmesi insanın kültürel gelişim tarihinin farklı dönemlerinde gerçekleşmiştir. Büyük olasılıkla köpekler avcı toplayıcı topluluklarda insanlara eşlik etmeye başladılar. İnsanlar köpeklerden, kamp alanlarında bekçilikten avlanmaya kadar çeşitli alanlarda yararlandılar. Köpekler, doğaları gereği, insanların göçebe hayat tarzına gayet rahat ayak uydurabildiler. Kedilerin evcilleşmesi köpeklerinden çok sonra insanların daha yerleşik bir yaşama geçmesiyle başlamıştır. Kediler, köpeklerin aksine, insanlara yararlı davranışlar sergilemezler. Diğer bir ifadeyle köpekler yapay, kediler ise doğal seçilim ile evcilleşmişlerdir.

Kediler eski Mısırda kutsal sayılan hayvanlardandı. Büyük bir tahıl üreticisi olan bu ülkede kediler tahıl ambarlarına dadanan fare ve sıçan gibi kemiricilerin aşırı çoğalmasını engelliyordu. Üstelik Bast ya da Ubasti adını verdikleri kedi biçiminde bir tanrıçaları vardı. Eski Mısır tapınaklarında kedi beslenir ve bu kutsal hayvanlara kurbanlar sunulurdu. Bir evin kedisi öldüğünde ev sahipleriyle uşaklar kaşlarını tıraş edip yas tutarlardı. Bir tapınağın kedisi öldüğünde ise bütün kent halkı yasa katılırdı. Ölen kediler tıpkı firavunlar ya da soylular gibi mumyalanırdı ve kedi öldürmenin cezası ölümdü.

Asya‘da da kedilere ilişkin söylenceler ve boş inançlar yaygındı. Bunlardan birine göre insanlar öldükten sonra kedi oluyorlardı. Çinliler kedilerin belli bir yaşa gelince başka bir canlıya dönüştüklerine, Japonlar da 10 yaşına ulaşan kedilerin konuşabileceğine inanıyorlardı. Kedi sevgisini iyice aşırılığa vardıran bir Japon imparatoru sarayındaki kedilerden birini nedime yapmıştır. Mısırda olduğu gibi bu ülkede de kedi öldürmek büyük bir suçtu ve katilin ailesinin yedi kuşak boyunca öldürülen kedinin lanetinden kurtulamayacağına inanırlardı.

Avrupa da ise özellikle kara kedilere cadılarla iş birliği yapan kötü ruhlar gözü ile bakarlardı. Günümüzde bile bazı insanlar önlerinden bir kara kedinin geçmesini uğursuzluk sayarken, bazıları da kara kedi görmenin şans getirdiğine inanır. Kedilerin dokuz canlı olduğu düşüncesi de bu hayvanların doğaüstü güçler taşıdıklarına inanıldığı çağlardan kalmadır.

Her yazarın bir kedisi vardır. Yazarların kedilerle bu içli dışlılığı doğal olarak edebiyat ürünlerine de yansımıştır. Kediler şiirimize, denememize, öykülerimize ve pek fazla olmasa da romanlarımıza zaman zaman misafir olmuştur

Kedi denince ilk akla gelen çağrışım melankoli ise ikincisi de nankörlüktür. Memduh Şevket Esendal “kedinin nankörlüğü”nü, bildik kedi ve sahibi ilişkisinden farklı bir biçimde anlatıyor “Soysuz Kedi” adlı öyküsünde. Anne kedi, kendi keyfince evin içinde dolanan, yavrularını emzirmeye bile yeltenmeyecek denli bencil bir kedidir. Bir gece sahibi, yavrularını emzirmek zorunda kalsın diye anneyi ve yavrularını bir dolaba kilitler. Ama sabah dolabın kapağını açtığında içeride tek bir kedi görür, o da annedir. Esendal’ın anne kedisi nankörlük ve bencillik sınırını vahşiliğin eşliğinde aşar. Herhalde hiçbir nankör kedi öyküsü de yavrularını yiyen bir anneninkinden daha etkileyici değildir.

Türk edebiyatının en eğlenceli yazarlarından Hüseyin Rahmi Gürpınar tam da kendisinden beklenecek bir şekilde kullanıyor kedi imgesini “Ada Vapuru” öyküsünde. Adadaki farklı kültürlerin temsilcileri karşı karşıya gelir bu öyküde: Madam’ın buldok köpeği, hanımların kedileri Mestan ve Ceylan’a saldırır. Böylece saatler süren vapur yolculuğu tam da Gürpınar’lık eğlenceli bir curcunayla geçer.

Güncelerini “Bir Uyumsuzun Notları” başlığıyla yayınlayan Tomris Uyar da bir kedi sever. Sık sık kedilerinden bahsettiği “Yüzleşmeler”inde kedilerin insanlar tarafından nankör olarak değerlendirilmesine şaşmadığını çünkü kedileri tavlamanın zor olduğunu, örneğin basit bir ciğer parçasıyla başarılamayacağını söyler. Kedi kolay bir hayvan değildir. Sahibi olan insanı tavlamak belki de daha kolaydır. Çünkü insan kimi zaman kediye göre daha çocuksu olabilir.

Yorum yazabilirsiniz...